Latex ‘de Denklemlerin Sığdırılması

Makale yazanlar bilir, özellikle çift sütunlu formatlarda, denklemleri sığdırmak bir işkence haline gelebilir. Kimi zaman saatlerinizi denklemi düzgün bir şekilde sokuşturmaya harcayabilirsiniz. Bununla ilgili öteden beridir sorunlarla boğuşan bendeniz de yakın bir zamanda etkin bir çözümünü buldum(sanırım). Kod parçası şöyle:

\begin{equation}
\resizebox{.9\hsize}{!}{$E=m*c^2$}

\end{equation}

 resizebox komutundaki “.9″ o sütunun onda olarak kaçta kaçına sığdırmanızı istediğiniz belirtiyor. misal .9 denklemi sütun genişliğinin 9/10 (%90) sığdırılmasını sağlayacaktır 

beni bu kötü havalar mahvetti..

Uzun zamandır yazmamışım yine. Yazacak bir şeyler olmamasından ziyade yazılacak şeylerin yazılma güçlüğünden bu sefer. Üzerinden zaman geçmeli, zaman örtmeli ki bazı şeyleri ağza alınabilir, dokunulabilir, yeniden yaşamaya göğüs gerilebilir olsun.

 

Aklımın çalışma biçimi iyiden iyiye karşılıklı tartışma yapısına bürünür oldu. Bu yapıyı şöyle anlatayım; aranızda House M. D. izleyeneniz vardır. Yoksa bile izlemeye başlasın. Burada başkarakter megaloman bir doktor. Uzmanlık alanı bir bakışta görülemeyen hastalıklara tanı koymak. Bu doktorun megalomanlık haricinde türlü özelliği var ancak burada bir özelliğine özellikle atıfta bulunmak istiyorum. Bu da fikir parıltılarının farklı bireyler ile karşılıklı fikir alışverişi ve onların sarfettiği görece anlamsız hareketler ve sözler üzerine bulabilmesi. Aslında beyinfırtınası(mindstorming) denilen bu olgu yeni bir şey değil. Fakat bazı insanlar(ki onlardan biri benim) bu şekilde tetiklenmeye daha meyilli olabiliyorlar. Örneğin tek başına çözemeyecekleri bir problemi başkasına havale edip diğeri hemen hemen hiçbir şey yapmadan ona yardım yoluyla çözebiliyorlar problemi. Sanırım ayna nöronların diğer hafıza ve yordam ile ilgili kısımlara yeni bağlantılarla alakalı bir şey olsa gerek. Hatta bunun üzerine journal of neurophysiology de okumuştum bir şeyler sanırım. House ‘u gayet iyi anlamakla birlikte olası gelecekteki “ben”in birazını da görmüyor değilim. Bu nedenle iyi bir ekip olmazsa olmaz.

 

Eskiden olsa bu kapalı havalardan gayet mazoşizme yakın zevk alan ben şimdilerde zaten karanlık tarafta olduğumdan bu durumdan pek de hoşnut değilim(durum bu haftasonu İstanbul kazan ben kepçe olacak beni bundan meneden, kendisi ve amacı zatürree olan İstanbul havası elbette)

The_rain_by_OjosVerde

Sırtımda beni eğilirken garip şekillere sokan bir böbrek civarı ağrısı var. Önceden kalça üstü lifleri zannediyordum ama sanki sızı daha bir içeride. Doktor hastane hiç sevmem ama 1 haftadır geçmeyen bu durum domuz gribinin kök saldığı bu günlerde bana hastane yolu açacak gibi. Gitsem büyük ihtimalle kas gevşetici ıvır zıvır verecektir.

 

Yukarıdakinin bir nedeni aşırı derecede kilo almam. Boyum uzun olmasa iyice dombiliye bağlayacağım ama yüzey alanı geniş olduğundan sahip olduğum fazladan 10 kilo kalça, basen ve torso’ya dağılmış durumda. Hala sportif yapımı koruyor, hopluyor zıplıyorken uzn mesafe koşularına ve sıkı bir diyete başlamalıyım. hatta yarın başlıyorum. hatta bunları günbegün yazayım gazetelerin kadın ekleri gibi olsun burası: Bu sabah bir dilim ekmeğe 2 damla zeytin yağı, kibrit kutusunun yarısı(vallah üzerine koydum da kestim) kadar yağsız beyaz peynir yedim. Kendimi zinde, hafiflemiş hissettim(nah hissettin. açlıktan miden londra flarmoni orkestrasına döndü)

ps: Bu arada google’da diyet resmi ararken aşağıdaki fazlasıyla gay resmi buldum. bunu koyayım da daha fazla şişmanlarsan bunlara dönersin fikrini zihinaltıma aşılayım:

diyet2lq0

 

İnsanoğlu ne garip değil mi yukarıda bahsettiğimiz acıyı aslında bize bir uyaran olarak gönderiyor. Yani sınırlarımızı bilelim vücudumuzu incitmeyelim diye. Budizm öğretisinde haklı bir şekilde mülkiyetin mutsuzlukların başlangıcı olduğu(Bkz:kola şişesi@/tanrılar çıldırmış olmalı) bilgisiyle birlikte insan vücudunun sırlarını bilmenin ve onu kontrol  etmenin de  öneminin altını çizer. Kendini yakan Budist rahipler örneğindeki gibi. Neyse varmak istediğim nokta aslında bu acının varolmayabileceği. Zaten tıpta böyle örnekler de mevcut. Hereditary Sensory Autonomic Neuropathy altında incelenmekte(paralel bir dünyada nörofizyolojist olmalıyım). Düşünsenize elinize bir şeyler batırıyorsunuz, kesiyorsunuz ve acı yok. Kasaptan aldığınız etten farkı olmuyor. Bu etkiyi morfin ve diğer uyuşturucular da sağlamakta. Kısaca vücut daha fazla arızaya neden olmadan sizi pasif hale getiriyor(hareket edememe, bayılma vs.) Acıyla ilgili güzel bir yazı:

pain in my head

 

Geçen gün otobüste sakallı, leş gibi hacı misi kokan bir amcanın konuşmalarına istemeden de olsa kulak misafiri oldum. Amca doktorların iyileştirme haricinde hastalar üzerinde inceleme yapılmasına(tıp fakültelerinde hastanın rızasıyla eğitim amacıyla ameliyat sırasında hastanın yapılan ameliyata bağlı olarak uzvun işleyişiyle ilgili bilgilendirilmesi amacıyla yapılan işler) amcaya aslında bir yaşam destek ünitesini göstermek. Ahanda bak hastanın kalbi burada masada ama stabil/düzenli durumda yaşam fonksiyonları. Kalpsiz yaşıyor deyip kalbine indirmek lazım gerektiğini düşünüyorum. Amca o oynamalar olmasa senin ya da bir yakınına yapılacak müdahaler Allah kısmet ederse den öteye geçemezdi. Hala ruh var mı zihniyetinden ötürü klonlama yasak ve organ yetmezliği olan insanlar için klonlama yoluyla organ üretilememekte(di mi ama onun da canı var) Bilinçsiz olması için beyin yerine yine eski beyin fonksiyonlarını düzenleyecek(kalp atışı vb gibi) yapılar daha doğmadan önce eklenecek olmasına rağmen. Yani yaşam hakkı zaten olmayan(aynısının tıpkısı var çünkü) bir canlıyı yaşam hakkı olanın yaşamını devam ettirmek için elde imkan varken ”üretememekten” bahsediyorum. Şimdi canice görünen bu fikirler ileride birgün gerçekleşecektir(evet tabi ruh var, şeytan daha melek mi cin mi karar verememiş bir tanrının yarattığı).

organ_nakli
### The End ###

XP orijinal hale getirme / Yazılım sahteciliği yazısını kaldırma

Yazılım sunucusuna girmek için “firewall” u kaldırdığımda bir de baktım ki sahte yazılım kurbanı olmuşum. Microsoft un truva atları bu anı kolluyormuş demek ki.  Halbuki kurulumu orijinal xp cd sinden yapmıştım. Microsoft ile muhatap olacağıma bunun hızlı çözümünü aradım buldum hemen:

  1. C:/Windows/system32 altındaki WgaLogon.dll ve WgaTray.exe dosyalarını yeniden adlandırın misal XXXWgaLogon.dlx ve  XXXWgaTray.yokartikexe
  2. Başlat->calıştır’ a cmd yazıp “enter” lıyoruz böylece komut dizini geliyor. buraya:

cd C:/Windows/system32/

Regsvr32 LegitCheckControl.dll /u

Komutlarını yazarak lisans kontrol sunucusunu durduruyoruz. Şimdi bilgisayarı yeniden başlatalım.

Başlattıktan sonra:

  1. Başlat->calıştır’ a regedit yazıp “enter” lıyoruz. Bu yazmaçta HKEY_LOCAL_MACHINE>Software>Microsoft>WindowsNT>CurrentVersion>Winlogon>Notifyaltıondaki WgaLogon dosyasını tümden siliyoruz(DEL ile)
  2. C:/Windows/system32 altındaki LegitCheckControl.dll dosyasını da siliyoruz
  3. Oldu da bitti maaşallah

Bir tatil sonu yazısı.

Bayramı Çanakkale’de geçirdim. Hafif bir rüzgâra karışmış çiçek kokularını soluduğunuzu düşünün. Koltuğunuza serilip kitabını alıyor ve mistik bir yolculuğa çıkıyorsunuz, ruh halim bu şekilde. Şimdiki anı hatırlamak istediğimde aklımda nedense Santorini adasının o bilindik resmi kazılı

Santorini-batı yamacı

Bayram gezmeleri sırasında eş-dost un tüh tüüü tühtühtüh tüh maşallahlarına muzdarip olduk. Hatta biri içimden geldi tülbent getirin okuyacağım dedi. Çattık !

tatlı-dua

Büyüdüğünüzü annenizin size hanım eş adayları bulmaya başlamasıyla anlayabiliyorsunuz. İşte “yaşıtların evleniyor” ile girilir, genellikle anasına bak kızını al mantığıyla denk gelin adayları seçilir. Aslında bir yerde okumuştum görücü usulü olan evlilikler daha uzun süreli oluyor diye. Ama benim kanaatim bu insanların evlenecekleri insanları bile seçemeyecek ve başkalarının beğendiklerine kanaat getirecek kadar pasif olduklarından beğenmese bile bu kurumu sürdürecekleri yönünde. Zaten bir bey mantığı almış yürümüş. Aynı evi paylaşan iki farklı insan. Yahu siz tutku nedir bilir misiniz ? Caddede yürürken kulağına çalınan müzikle elinizden tutup sizi dansa kaldıran, sabahın bir köründe biletleri aldım, aşağıda bekliyorum hemen hazırlan diyerek sizi tanrının(!) unuttuğu saklı cennetlerle tanıştıran ve bir gün evet ansızın yaptığı gibi sizi yüzüstü bırakan(olmama ihtimali de var elbette). Yaşanmışlar ve beklentiler yüksek olunca size gelen önerilere ters cevap veriyorsunuz tabi. Örnek hanım kızımız kimya müh. de okuyor ve yüksek lisans a başlayacak. Konuşulanlar ve aklımdan geçenler:

–bak işte ıdı bıdı iyi, güzel, akıllı…

-ne güzel işte bulsun üni.sinde bir tane. Zaten tecrübelerime dayanarak böyle bir kızın talibi çok olur. İşte seçsin içinden.

–işte öyle de bu kız da senin gibi zor beğenen ıdı bıdı ..

-bana benim gibi lazım değil. Aynı sahnede iki huysuz virjin gibi. Olmaz yürümez

–ama bir görsen

-kendimi 40 ında evde kalmış kodamanlar gibi hissettim. Keselim istersen.

–bi…

- ?!?!?!???!?!?!

……………

Kahve suyu ısıtırken aklıma geldi. Bizim ocak üstü su ısıtıcılarımızda neden bilimum İngiliz, Amerikan filmlerinden aşina olduğumuz düdüklü ısıtıcılar yaygın değildir. Hayır zor bir şey de değil bildiğin monteli düdük. Tabi bu düşünce suyu ısıtırken değil ısıtılacak suyun çoktan buhar fazına geçmesiyle geldi. Ben ki kaç demliği böyle emekliye ayırdım. Yetkilileri göreve davet ediyorum buradan.

Hayatta hiçbir işimi birilerine bağlı yapmamam gerektiğinin örneklerini her geçen gün artan bir oranda gözlemlemeye başladım. Hayır böyle olduğunu da biliyorum ama işte bazen önvarsayımlar yapabiliyorum. Mesela hani 15 yıllık arkadaşım benim için seyahatini bir gün erteleyemedi. Biletini almamıştı. Erken seyahati için görünür hiçbir neden de yoktu falan filan. Hani mecbur mu değil. Çok ta tın, salla gitsin ama olmuyor be blog. Şey gibi düşün bir ferrarin var fabrikadan yeni teslim almışsın. Böyle gıcır gıcır ve işte diyelim bir kuş konuyor ön kaputa çiziliyor biraz. Hani dikkat etmezsen görülmüyor ama eskisi gibi değil işte, anla..

Aklımdayken güzel vakit geçirecek harika bir site buldum(ne yazık ki kısa sürede tükettim). Site konseptimiz şöyle: verilen ilanlara elemanımız ilginç cevaplar veriyor. Gerçekten üst seviye bir sense of humor örneği: e-mails from an asshole

örnek bir konuşma:

Original ad:
litter of 5 kittens. two orange, two black, one mixed-grey. all are three weeks old and looking for a good home!

From Yin Chang to *********@***********.org

hello

i buy all kitten you have. how much?

- yin chang

From ************@hotmail.com to Me

Sorry. These kittens are not being sold for food.

Gmail ile e-postalarınızı şifreleyerek gönderme

Günümüzde web üzerinde güvenlik önemli bir sorun. Açıkçası az çok hacking olaylarına bulaşmış bir kimse LAN, WAN, hani biraz kasarsa(trojan vs yardımıyla) ağ üzerinden bilgisayarınızı dinleyebilir(mesela). Özellikle özel mesajlarımızın dinlenebilme ihtimali birçoğumuzu rahatsız edebilir. Outlook vb programlarda güvenli e-posta gönderimi seçeneği kullanarak(e-posta el sıkışmalı bir kipte şifrelenerek) gönderilebilir. Ancak ben hiçbir MS ürününe güvenme taraftarı olmadığım gibi bu tarzdaki çevrimdışı eposta programlarını da gereksiz ve güvensiz buluyorum. Kıssadan hisse Gmail vb hesabınız ile gönderdiğiniz e-postaların güvenli(en azından google haricinde kişilerin okuyamayacağı) biçimde) göndermeniz mümkün. Bunun için öncelikle gmail e girişte security(güvenlik) nin s sini http ye ekleyerek google mail e giriyoruz: https://mail.google.com. Evet bu yöntem bizi tek girişlik de olsa koruma altına alacaktır. Her girişimizde güvenli kipte kalmak istiyorsak settings(ayarlar) sekmesinde General(genel) altında en son satırdaki Browser connection: Always use https (tarayıcı bağlantısı: her zaman https kullan) seçeneğini işaretliyoruz. Save changes(değişiklikleri kaydet) deyip  olay mahallini terk ediyoruz. Böyle e-posta gönderimlerini SSL(yeni adıylaTLS) ile şifrelemiş olduk. Artık hiç değilse lan vb yerdeki davetsiz e-posta okuyucularından kurtulmuş olduk ;)

Image_ssl_gmail

kısa kısa2…

• Kapalı havalar yazmak için en ideal zamanlar kanımca. Hava kapanınca içi açılıyor insanın.

• Arkadaşım haftasonu işe giderken bir – iki saatlik iş için gidiyorum onca yolu deyince, iyi ya sonrasında depresif istanbul’un keyfini çıkarırsın dedim. İyi de depresyon modu yalnız olduğunda çekilmiyor ki, birine çemkirmeden dedi. Haklı. (Bu arada şu çemkirme kelimesini sevmemekten öte bir gıcık olma, nefret etme durumum var. “Sözle çimdiklemek” gibi bir anlam yüklediğimden midir, concon dil takısı olduğundan mıdır garezim var)

 

• Yann Tiersen dinliyorum bu günlerde meditasyon/terapi niyetine. Sarhoş adamın ayılmak için bir Macallan daha yuvarlaması gibi.  L’absente ‘nin hayatımın bir kısmını özetlediğini düşünüyorum. İsmine takılmadan sadece müziği dinleyin ;)

 

Les Jours Tristes* Bu şarkıyı yıllar önce dinlemem gerekliymiş

•Hapşıran insana “çok yaşa” deme ritüelinden bıktım usandım . O değil ben demeyince başkaları da tribal enfeksiyona giriyor ya daha da sinir bozucu. 6 yy da italyada görülen bir tür veba hastalığının semptomlarından biri olması nedeniyle papa tarafından hapşıran insana söylenmesi şart koşulan ve ayrıca temelinde Fi tarihinden kalma hapşırınca ruhun ağzınızdan kaçacağı inancından dolayı(tüm inançlar gibi batıl) allah/tanrı/god ruhunu içinde tutsun mantığıyla söylenen boş beleş lafların günümüzde hala sürmesi, insanların günlük yaşamda anlamını bilmedikleri nice davranışı anlamını/nedenini bilmeden sürdürmesine, otomatiğe takmış insan moduna güzel bir örnek.

• Neden bilmiyorum ne zaman pumpkin(balkabağı) kelimesini duysam, görsem, düşünsem yüzüme bir gülümseme yayılıyor. Gözümün önüne şiş yanaklı bir ufaklığın mamasını yüzüne gözüne bulaştırmış hali geliyor. Şunun gibi:

 

baby_pumpkin

*Les Jours Tristes /Yann Tiersen

It’s hard, hard not to sit on your hands
And bury your head in the sand
Hard not to make other plans
And claim that you’ve done all you can all along
And life must go on
It’s hard, hard to stand up for what’s right
And bring home the bacon each night
Hard not to break down and cry
When every idea that you’ve tried has been wrong
But you must carry on

It’s hard but you know it’s worth the fight
‘Cause you know you’ve got the truth on your side
When the accusations fly, hold tight
Don’t be afraid of what they’ll say
Who cares what cowards think, anyway
They will understand one day, one day

It’s hard, hard when you’re here all alone
And everyone else has gone home
Harder to know right from wrong
When all objectivities gone
And it’s gone
But you still carry on
‘Cause you, you are the only one left
And you’ve got to clean up the mess
You know you’ll end like the rest
Bitter and twisted, unless
You stay strong and you carry on

It’s hard but you know it’s worth the fight
‘Cause you know you’ve got the truth on your side
When the accusations fly, hold tight
Don’t be afraid of what they’ll say
Who cares what cowards think, anyway
They will understand one day, one day

Yazıda adı gecen parcalar