Korku, çocuk ve aşk

Korkularımız. Hayatımızı bir karabulut gibi saran, yüzleşme cesareti bulamadığımızda bedelini ağır ödeten duygularımız. Önce var gücüyle çocukluğumuza saldırır. Sonsuz güvenle hayata yelken açan gemimizi hep olası fırtınalarla, göstermelik oyunbozanlıklarla engin denizlerden alıkoyar. Bizi sakin ve güvende olduğumuzu hissettiren kıyılara hapseder o alaycı gülüşüyle. Elini ateşe atan çocuğun merakını acı bir bedelle ödemesi korkuyla ilk yüzleşmelerden biridir. Fakat belki de en büyük korku kimi zaman yalnız kalamama korkusuna evrimleşen yalnızlık korkusudur. Nasıl demişti Orhan Veli;

 

Bilmezler yalnız yaşamayanlar
Nasıl korku verir sessizlik insana
İnsan nasıl konuşur kendisiyle
Nasıl koşar aynalara
Bir cana hasret
Bilmezler.

 

Hayat kimi zaman aksak akorları kırık cam parçalarına dönüşen bir caz müziği gibidir. Kendine “büyüyünce olacağım adam” profili çizen küçük çocuk, bilmeden buzdan sarkıtlar arasında hayat denilen o uzun dansa başlamıştır. Henüz bilmese de yılanlara imrenecektir büyüyünce, sıyrılıp attıkları derilerinde geçmiş hayatın izlerini yok ettiklerine dair boş inançla. Halbuki izleri çok daha derinlere gömülmüştür bile, büyük acıların sızısız keskinliğiyle. Yaşamın ağırlığını gözlerinde hissetmeye başlamıştır bluğ çağının o en ateşli, tecrübesiz, korunmasız ve bir o kadar kırılgan yüreğiyle. Çok sevdiği romantik şairlerin bahsettiği aşklara hazırlar kendini, vitrinine koyar en değerli eşyasını, yüreğini. Belki bir açık arttırmadan farklı değildir ama yeni sahibi ona en çok değer veren olacaktır. Fakat işler neredeyse hiç yolunda gitmez. Sakin suların sonunda hep bir şelaleye rastlar. Tutunacak bir dalı da yoksa hayatta, kayaların keskin dişlerinde, acı bir sona değer yüzü. Bir kez kurtulduğunda sular sakin de olsa kıyıdan keşfe çıkar artık. Suların amansız bitişini gördükçe, umut yaprakları birer birer suya düşer. Son iki yaprağı atmaz. Gözlerine kapar, göz yaşları kurur. Yalnızca sesler vardır dünyasında bundan böyle. Sakin suları seslerinden takip etmektedir. Ancak sona gitmez kendini tatlı hayallere verir artık. Suyun serinliğini tadar, gülümser. Görünüşte mutludur, ta ki sevinç göz yaşları yapraklarını suya düşürene kadar…

 

Bu ruh halinden kurtulması için haykırıyor bir şair, sözlerini, tırnaklarıyla terkedilmiş sokakların yalnız duvarlarına kazıyarak; geride kalmışların tiz seslerine kulak vermesi için.

 

 

Özge Özköprülü: Kir

 

koş yağmura,
ayaklarını yere vur,
su sıçrat.
kendin için bir şarkı söyle,
hüzünlü olmasın.
yaptıklarına gül
ve
diğerlerinin yapmadıklarına.
ne kadar çocuk olduğunu hisset.
ne kadar hayat olduğunu hisset.
dünyadaki tüm felaketleri
sen yapmışsın gibi
ağırlık çökmesin üzerine.
her saniye tedirgin olma
değiştiremediğin için.
suçu reddet bu kez.
omzuna değen damlayı öp;
tadına bak
bütünleşmenin.

sonra,
‘bir topal köpek
yanına yaklaşıp coşkuyla,
seninle zıplamaya çalışınca’
ağla,
salak
seni seviyorum.

Ö.Ö.

Yayınevi:6.45

the ship

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s