Hayat

ÖYLE BİR HAYAT YAŞADIM Kİ

Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki “söz ver kendine”
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki,
Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman
Hep acele etmem bundan, anladım…

NİETZSCHE

Gerçekten yaptığımız yalnızca hayatı seyretmekten mi ibaret ? Çok defalar oturdum ve kendimi dinledim. Nasıl mı ? Sakin ve sessiz, özellikle baharın geldiğini müjdeleyen, kimine mutluluğu kimine de yaşanmışların getirdiği hüzünleri hatırlatan yeşil çimlerden gülümseyen papatyalar, çiçeklenen binbir çeşit ağaçlar ve cıvıldaşan kuşlarla dolu, o an için size ait bir boşlukta. Durun ve düşünün. Ama sadece o anı ve sizi. Ne yarınki yetişecek işleri, ne ne olacak bu ülkenin halini ne de başka bir şeyi. Yalnızca kendinizi. Düşünün yapmak istediklerinizi, olmak istediğiniz asıl kişiyi, ona ne kadar yaklaştığınızı.

Bazen insanların 2’ye 3’e … n’e ayrılabileceğini düşünürüm. Bir ütopik ben ve diğer benler. Ve hayatın ütopik be ile (üben diyelim) diğer benlerin mücadelesi olarak görürüm. Hayatta diğer değişkenler mi var ? Değiştiremeyeceğimiz, bizim haricimizde olaylar? Tüm olayları diğer benleri değiştirecek olaylar olarak atayın. Mesela sevgiliniz mi terk etti ? O zaman bir ben’iniz sizi aşkın olmadığına bir daha mutlu olamayacağınıza inandıran bir ben olsun. İşten mi atıldınız? O zaman bir ben’iniz bir daha böyle güzel bir iş bulamayacağınıza veya maddi olarak düştüğünüz sıkıntıların sizi bitireceğine inandıran bir ben olsun. Şimdi artık dış dünya yok. Sadece üben ve diğer ben ordusu.

Büyük bir meydan, yüksek bir platformda üben ve çevrede sayısız ben. Doğdumzda o meydan boştu.Sonra yıllar geçtikçe kalabalıklaştı. Sessiz ve sakin platfomunda oturan üben’iniz, serin ve huzurlu rüzgarların estiği meydanda öfke, nefret, pişmanlık, hüzün duyar oldu. Kimi zaman bir esinti hoş kokuları beraberinde getirdi. Umutlanır oldunuz. O anlık sessizliğin eskisi gibi tekrar vuku bulacağını zannettiniz. Yanıldınız. Diğer benler anlık şaşkınlığından kurtuldu. Sesler giderek arttı, uğultu halini aldı.
O an aklınıza takıldı bir düşünce, bu sessiz, sakin meydan kalabalıklaştıkça ne oldu ne zaman oldu da koptu ipler. Ne zaman platformunuzdan kalkıp “arkadaşlar lütfen” demeniz işe yaramaz oldu ? Bir kopma noktası vardı olmalıydı. Meydandakilerin sizden olmadığını fark ettiğiniz bir an. Bir isyankarın doğduğu veya üben ‘in uyuduğu bir an.

İnsanlar ileride bir gün solucan yemi olacaklarını bilseler ne olurdu acaba ? Hani bir öteki dünya olmasa ve son geldiğinde gerçekten de bir son olsa. O son gerçekten bir son ise dert etmenize gerek yok. Çünkü dert edinecek bir ben yok. Meydanın ortasında bir atom bombası patlamış gibi. Üben ve diğer tüm benler yok artık. Ne pişmanlıklar ne de mutluluklar. Buradan bakınca gerçekten garipsiyor insan. Nasıl yani ? Bitecek ve bitecek mi ? Yani film yeniden başlamayacak. Tekrar gösterim olmayacak. Geçen her dakika artık arkada. Bir daha yok gelmeyecek. Sadece etkileri geri kalan sınırlı zamanda sürecek ve sonra son. Sanırım burada dini öğretiler yardımcı oluyor. Bir son yok. Ebedi huzur veya ebedi ızdırap var.
Herhangi bir şeyin zıttı ile varolduğunu düşündüğümde açıkçası saçma geliyor. Hem sürekli mutluluk hem de sürekli acı için. Çünkü mutlu olduğumuz anları düşündüğümde sadece o an ve o an’a kadar olan yaşanmışlar akla geliyor. Ama size saf mutluluk sunulursa ? Yok ama orası dünyadan farklı şimdi hafsalamız almıyor.. vs. vs.

İnsan beyni öyle bir yapı ki gerçekten ilginç. İlk doğduğunda belirli refleksler haricinde(yaşamsal organların işlemesi soluk alma, kalp atışı, emme, ağlama gibi) tamamen bir sinir yumağından ibaret. Paleocerebellum denilen yapıya gömülü evrimleşerek bugüne gelmiş işlevler ve doğumdan itibaren gelişmeye başlayan cerebral cortex. Cerebral cortex daha da özellikli olarak neocortex bizi akıllı yapan beyin katmanı. 2mm kalınlık ile beynimize bir dış kılıf olmasına rağmen beyin ağırlığının yaklaşık yarısı. Öyle garip ki bu katman bazen bizden daha iyi bilebiliyor ve bu daha iyi bilebilmenin nasıl olduğuyla ilgili kafamızda soru işareti oluştuğunda bize alternatif rahatlatıcılar sunabiliyor. Mesela yukarıdaki paleocerebellum u ilk yazdığımda, ya var mıydı acaba böyle bir şey salladım mı acaba diye düşündüm. Wikipedia şu, bu, the anterior lobe of the cerebellum which was one of the earliest parts of the hindbrain to develop in mammals görünce varmış dedim. Ancak fark ettiğim garip bir bilinçlilik olgusuydu. Sanki içimdeki bir başkası cevabı haykırmış, ama içimde bir başkası olamayacağından, yine bana ait garip hallerimden birisi diye kestirip atmaya meylettim hemen. Tabi bu bilinç olgusunun sadece beynin bir işleyişi olduğunu kabul edemezdim. Öyle olsa şimdi bunun böyle olabileceğini nasıl düşünebilirdim değil mi ? mi acaba ?…

Neyse, beyin tüm bu faaliyetleri ve yarattığı bilinç olgusuyla birlikte bir sorunla karşılaşıyor. Çevresindeki her insan gibi o da yaşlanıyor ve gözlemlediği kadarıyla çok yaşlanınca insanların bir anda fişi çekiliyor ve toprak altında veya külleriyle doğaya saçılıyor. Tepkilerinin bilinçli eylemler olduğunu öne süren bir beyin sizce buna nasıl bir tepki verecektir ? Öyle ki küçük çocuklarda ölüm olgusu olmadığından önce ölenlerin bir tür uykuya yattığı, sonra yaş ilerlerdikçe, çevresel etmenlerin de etkisiyle daha farklı düşüncelere doğru evrilir. Farklı boyuta geçme, cennet, cehennem vs. Öyle ki en akıllı, gerçekçi görünen insanlar bile işin bu noktasında 80 yıllık bir ömrün bir sonsuz ömre sınav olabileceğine inanabilirler. Ve iç çatışmaları, yüzyıllar geçtikçe ve insan ve uzay hakkında bildiklerimiz eskisine oranla arttıkça öyle bir noktaya varır ki, bu noktada gerçekleri reddetmeye görmezden gelmeye, yalanlamaya çalışır. Gerçekleri yüzüne vuracak olguları birer birer savuşturur. Sanırım büyük alimler de gerçeğin farkına varıp gerçeklere sırt çevirmeden, deliliğin sınırında oturmayı bilenlerden çıkmıştır hep (Ömer Hayyam gelir aklıma nedense)

Peki ne yapmalı ?

Gerçekten zor bir soru. Sanırım her anımızdan zevk alabilmenin, yaşamın yolun sonundan ziyade yolda olduğunun farkında olarak yaşayabilmeli…

3 responses to “Hayat

  1. :)

    sitemi keşfediyorsunuz sanırım ;) ayrıca teşekkürler, bu yazıları unutmuştum: “üben” hahaaha.

    frekanslarımız aynı gibi(bu beni korkutmuyor değil ;)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s