Kader Kısmet hatta Kısfmet

Gün içinde yediğim tokatlardan cesaretle, biraz benden…

Öncelikle belirtmek isterim ki kadere vs. inanmam. Daha doğrusu herşeyin önceden belirlendiği bir kader anlayışına inanmam kafa yapımın işleyişini inkar etmek olur. Bunun yanında uzay-zaman göreceliği uyarınca zaman yanılgısının da farkındayım. Yani yaşantımız bir düğümden ibaret. Atomik kararsızlığımız ve güneş etrafındaki dönüşümüz akıp giden bir zaman izlenimi edinmemize neden oluyor, gibi…

Yazının konusu bu olmayacak elbette :) Bilimsellikten uzak, biraz daha yaşamın içinden bir yazı arzulamaktayım.

İnsan kalıtımının gelecek nesillere en iyi çaprazlamayla aktarılması için biçimlendirilmiş beynimiz, karşı cinste en iyi özellikleri bulduğu anda mutluluk hormonu seratonin ve hayatta kalma hormonu olarak adlandırabileceğimiz adrenalini bol bol salgılar(bilimsel mode off). Gerçekten hayatta kalma; gelecek nesillerde yaşamak… ve bu algılamayı günlük dilde aşk olarak tarif edebiliriz. Tüm bu kaçıp kovalama, elde ettikten sonraki düşüş. Pasif olanlarımız içinse ailelerimiz bizim için en iyi eşi seçmeye çalışır(görücü usulü) veya en iyi anlaşabileceği kaynanayı, anasına bak kızını al durumları :)

Nereden nereye neyse. Neden yazma gereği duydum üsttekileri bilmiyorum. Oysa yazının ana konusuyla pek bir ilgisi yok. Neyse tüm bu aşk olgusunu bilen/bildiğini sanan ben, kendimi tek bir kez sırılsıklam aşık olarak hatırlıyorum. Yani beynimdeki mantık birimlerinin tamamen devre dışı olduğu, çevremin, onun bunun, ne diyeceği, ne diyebileceğinin, neler kaybedeceğimin, neler kazanacağımın hesabını hiç yapmadığım, her şeyi Onunla ilişkilendirdiğim, onu düşündüğümde, gördüğümde, dokunduğumda kalbimin göğüs kafesimin içine dar geldiği… Sonrası hep hoşlanma: hımm iyi, güzel, hoş, akıllı, zarif, entelektüel… Bunların farklı oranlarda karışımı. Kısaca uyumluluk hali. Ama yine de yıllarca yeni bir aşkı aradım. Adrenalin hoş bir şey. Dağa falan çıkacak zamanımız da yokken :) Şaka bir yana ölmeden hissedilmesi gereken bir duygu, sürekli sarhoş olmak gibi, harika, olağanüstü, kelimeler kifayetsiz…

Neyse bugün taşlarımı yerine oturtan bir gün oldu. Benim için önemli 20.10.08 ancak sonucu üstü açık bırakacağım, herkes istediğini alabilsin değil mi ?

Uzun bir yolculuktan sonra okula vardım. Yaklaşık 12 saattir yemek yememiştim, bir de bunun üzerine 2 saati aşan uzun bir yolculuk eklenince kendimi ölmüş, bitkin hissediyordum. Kendimi yemekhaneye zor attım. Normalde yemekle ekmek yemeyen biri olarak 2-3 ekmek götürdüm. Tabldotta nasıl abandıysam artık, yemeğin sonunda karşımdakinin yemeğinini bırakarak şaşkınlık içerisinde beni izlediğini gördüm(tatlısını yiyene kadar ben yemeğimi bitirmiştim :) yemek sonrası klasik kahve içiminden sonra kütüphaneye geçtim. Ama kafam hala yerinde değildi. Kahve adı altındaki içecek halsizlik altında kıvranan bedenimi uyandıracağına hoş olmayan bir melankoli içerisine sokmuştu. Çalışamayacağımı anladım. Kahvenin hakkını veren bir yere gitmeye karar verdim sonra ver elini beyoğlunda starbucks. Yerime (sahiplendim evet) yerleşip bilgisayarımı açtım. Web de daldan dala sıçrarken tazdik-i mesane dayanılmaz bir hal almıştı bile. O anda yanımda oturan kızıl saçlı, mavi tüvit bir elbise giymiş bir venüslü ile gözgöze geldim. Yuh! kör. O ne dalmaktır işe diye kendime dizerken, bilgisayarımı bırakma, geç de olsa bir giriş olabilirdi:

>Pardon, affedersiniz. Kısa bir süre çantama göz kulak olabilmeniz mümkün mü ?

>>(gülümseyerek) ayrıca burun boğaz da olurum.

>(aha hem kızıl hem zeki hem espirili kaçmaz oğlum kaçmaz ) teşekkürler

gelin görün ki starbucks ın tuvaleti bozuktur. İstiklale çıkılır fellik fellik tuvalet aranır. Tuvalet bulunamaz, mesane bastırır. En sonunda yakındaki bir başka kafeye kendimi zar zor attım. Basınç düşerken neredeyse onbeş dakikadır tuvalet koşturduğum aklıma geldi. Koşar adım döndüm kafeye, masada sinirli gözler karşıladı beni:

>>beyefendi(resmiyett?? kaşlar kalkık) kaç dakikadır sizi bekliyorum.Acil işim çıktı, hemen çıkmam lazım. Çantanız yüzünden çıkamıyorum. Nerede kaldınız ya ??!?

>ee şeyy ben.. bozuk.. tuvalet… aff.e.

>>(hışımla kalkış, montunu sırtına geçirme hızlı adımlar)

>lanet lanet lanet..

Canım sıkılmıştı. Çıktım tünelden karaköye indim. İçim kazınıyordu. Akşam simiti diye kaktırılan soğuk olduğunu bile bile kayış gibi simitlerden bir tane aldım. Feribot kalkmak üzerdi. Koşarak yetişebildim. Feribotun kıç kısmı hava güzel olmasına rağmen boştu, oturdum. Bir yandan simitimi kemirmeye çalışırken diğer yandan penguenin yeni sayısına göz atıyordum. Az sonra halatlar toplandı yola çıktık. Yanımda iki kız oturmakta sarı saçlı ve kumral. Boğazın ortalarını biraz geçtik, haydarpaşaya yaklaşıyoruz. Çevremizde üst katlardan atılan simitlere tav olan martı sürüsü.

>>Ne kadar güzeller(TRT de çalışıyor olmalı ?? o ne diksiyon derinden gelen bir ses) (kafasını hafif simit yiyen bana doğru çevirerek) keşke simitimiz olsada biz de atsak.

>(simitin son parçasını ağzıma atmış çiğnerken içimden) hay burnuma soksaydım da yemez olaydım. kayış gibi simitti zaten(üzgünüm olsaydı verirdim şimdi bitti muhabbetinden girsem mi? Ya o da gariban işi olur off off )

kararsızlığa düşülür. Bu sırada vapur limana yanaşır. Herkes kalkar. Umutlar havalanır.

Lanet2.. lanet2.. lanet2..

Hışımla banliyö trenine doğru koştum(yoksa ayakta beklemek var). Arkadaki vagonlardan birine geçtim, oturdum. Penguenimi açtım belki biraz güler, neşem yerine gelirdi. Ki öyle oldu. Tayyip taşlamaları harikuladeydi:) Biraz sonra bir esmer güzeli karşımdaki tekli koltuğa oturdu ve çantasından uykusuzu çıkardı. Aha ! Karşımda dergisini okurken bir taraftan da gülüyordu. Biraz sonra tren hareket etti. Kapılar kapanınca gürültü de katlandı. Günün yorgunluğundan olsa gerek gözleri kapanmaya başlamıştı. Uykusuz, uyku, uykusuzun son haftalardaki kötü performansına atfen “o kadar mı kötü ?” Tarzı girizgahlardan uygun olanını seçmeye çalışırken, o uykuya dalmıştı bile. Ama hayır vazgeçmek yok. Arada ayağımı değiştirme bahanesiyle ufak tekmeler de atıyorum ama nafile. Neyse ben dergimi bitireyim. Uyanır nasıl olsa. Birkaç durak sonra uyandı. Kartal istasyonuna yaklaştık. Nihayet, derken…

>ya olamaz kaçırmışım durağı..

dedi aceleyle kalkıp istasyonda indi. O güzel yüzünü doya doya izleyebildim ama kelimeler içimde kaldı. Hani hızlı hızlı ayva yersiniz de yemek borunuzu tıkar, konuşamaz, nefes alamaz, boğulur gibi olursunuz. İşte böyle bir ruh haliyle eve döndüm, yediğim tokatlardan sersemlemiş bir halde hayat yaşam ve kader üzerine düşüncelerle.Dilimde bulutsuzluk özleminden takılan dizelerle;

yine aşınca çayın suyu boyunu
belki yeniden karşıma çıkacaksın
göz göze durup bakınca göreceğiz
neyiz ve nerelerdeyiz
bilemiyoruz şimdi…

Reklamlar