kısa kısa4.

{m1} Uzun zamandır yazmıyorum. Yazmamam yazacak bir şeylerimin olmamasından ziyade yazılanların hissettiklerimi tam olarak ifade edememesinden, basitleşmesinden korkmam. Peki, neden bu basitlik korkusu, nefreti? Açıkçası hep kendini diğerlerinden(sürüden) farklı görmüş birisi için en derin uçurumlara savrulmaktır yığının içinde herhangi bir kum tanesi olmak. Üstün olmak değil, asla!{m2} Böyle bir değerlendirme yapmak kendini yine yığınların içine atıp o yığının içinde kendini değerlendirmek olur ki içinde bulunmak istenen duruma başlı başına tezattır. Sürüden kopmak değil miydi amaç ? Bu yazdıklarım şu sıralarda Nietzsche ‘nin etkisinde olmamdan olabilir. Nietzsche gibi bir megaloman olmasam da beğeni kıstasları en uçlarda olduğum yadsınamaz.

{m3}Dün Loreena konserindeydim.  Kelt kültürüne/mitolojisine olan hayranlığım Ortadoğu ezgileriyle harmanlanmış halde sunulunca benim için bir şölene dönüşüyor. Hoş konserde aralarda uyuklayan hareketli parçalarda biraz olsun “Haaah Şöööyle“ moduna giren insanları gördükçe doğru yolda olduğumu anlıyorum bir kez daha. Bu arada güzel anlar da yaşanmadı değil. Mesela bir parçasında kelt arpında  sağ el başlangıç noktasını unuttuğunu söyledi. Daha sonra this should be a kind of joke. Ok ok this is a new song :)))  yani bu bir tür şaka olmalı dedikten sonra tamam tamam bu da benim yeni parçam olsun diye devam etti :)) Cep telefonuyla F nin bir ucundan çekilen birkaç resim aşağıda görülebilir.

loreena-konser

{m4}Küçükken bir film izlemiştim. Şimdi adını hatırlayamıyorum ama bir sahnesi devasa 8-10 katlı ahşap bir konakta geçiyordu. O evi gördüğümde benim büyüyünce yaşayacağım yer demiştim. Oldum olası böyle ahşap konaklara özellikle de çatı katlarına büyük bir tutkum vardır. Hayalimdeki düzen şöyle: Bir oda bir tarafında duvar boyunca uzanan ahşap bir kitaplık. Duvarlarında benim yaptığım resimler. Yatağımın başucunda dünyanın farklı yerlerinden topladığım bana orayı anımsatan küçük hatıralar. Odama buram buram kahve kokusu sinmiş durumda. Pencerem puslu bir şehir manzarasına bakıyor. Mevsimine ve ruh halime göre menekşeler,sardunyalar, yasemin ve zambaklar ve fesleğenler. Pencerenin dışında kaçınılmaz bir sarmaşık alabildiğine uzanıyor. Bir kırlangıç yuvası var panjurların çatıyla birleştiği noktada. Ve evin olmazsa olmazları bir kedi ve köpek.

{m5}Ve bahsini ettiğim konağı evimin iki üç sokak ötesinde, öylesine kafama esen  ana caddeden değil de ara sokaklardan gitme fikriyle bulmuş oldum. O an soluğum tutuldu. Güneş batmaya yüz tutmuş bir turuncu yol önümde uzanırken solumda o devasa bina ve penceresinde vazgeçilmezi kedi(yanımda fotoğraf makinesi olmadığından cep telefonuyla idare ettim,geniş açı daha sonra J)

loreena-konser1

{m6}Geçen gün Twitter da insanın masası kişiliğinin en güzel resmidir diye birşeyler karalamıştım; sözümün sonuna dek arkasındayım:

07062009110

m1: Gabriel Fauré – Pavane

m2: Max Richter – Sunlight

m3: Loreena Mckennit – Stolen Child

m4: Ludovico Einaudi – Resta con me

m5: Audrey – Views

m6: Roberto Cacciapaglia – Seconda navigazione