beni bu kötü havalar mahvetti..

Uzun zamandır yazmamışım yine. Yazacak bir şeyler olmamasından ziyade yazılacak şeylerin yazılma güçlüğünden bu sefer. Üzerinden zaman geçmeli, zaman örtmeli ki bazı şeyleri ağza alınabilir, dokunulabilir, yeniden yaşamaya göğüs gerilebilir olsun.

 

Aklımın çalışma biçimi iyiden iyiye karşılıklı tartışma yapısına bürünür oldu. Bu yapıyı şöyle anlatayım; aranızda House M. D. izleyeneniz vardır. Yoksa bile izlemeye başlasın. Burada başkarakter megaloman bir doktor. Uzmanlık alanı bir bakışta görülemeyen hastalıklara tanı koymak. Bu doktorun megalomanlık haricinde türlü özelliği var ancak burada bir özelliğine özellikle atıfta bulunmak istiyorum. Bu da fikir parıltılarının farklı bireyler ile karşılıklı fikir alışverişi ve onların sarfettiği görece anlamsız hareketler ve sözler üzerine bulabilmesi. Aslında beyinfırtınası(mindstorming) denilen bu olgu yeni bir şey değil. Fakat bazı insanlar(ki onlardan biri benim) bu şekilde tetiklenmeye daha meyilli olabiliyorlar. Örneğin tek başına çözemeyecekleri bir problemi başkasına havale edip diğeri hemen hemen hiçbir şey yapmadan ona yardım yoluyla çözebiliyorlar problemi. Sanırım ayna nöronların diğer hafıza ve yordam ile ilgili kısımlara yeni bağlantılarla alakalı bir şey olsa gerek. Hatta bunun üzerine journal of neurophysiology de okumuştum bir şeyler sanırım. House ‘u gayet iyi anlamakla birlikte olası gelecekteki “ben”in birazını da görmüyor değilim. Bu nedenle iyi bir ekip olmazsa olmaz.

 

Eskiden olsa bu kapalı havalardan gayet mazoşizme yakın zevk alan ben şimdilerde zaten karanlık tarafta olduğumdan bu durumdan pek de hoşnut değilim(durum bu haftasonu İstanbul kazan ben kepçe olacak beni bundan meneden, kendisi ve amacı zatürree olan İstanbul havası elbette)

The_rain_by_OjosVerde

Sırtımda beni eğilirken garip şekillere sokan bir böbrek civarı ağrısı var. Önceden kalça üstü lifleri zannediyordum ama sanki sızı daha bir içeride. Doktor hastane hiç sevmem ama 1 haftadır geçmeyen bu durum domuz gribinin kök saldığı bu günlerde bana hastane yolu açacak gibi. Gitsem büyük ihtimalle kas gevşetici ıvır zıvır verecektir.

 

Yukarıdakinin bir nedeni aşırı derecede kilo almam. Boyum uzun olmasa iyice dombiliye bağlayacağım ama yüzey alanı geniş olduğundan sahip olduğum fazladan 10 kilo kalça, basen ve torso’ya dağılmış durumda. Hala sportif yapımı koruyor, hopluyor zıplıyorken uzn mesafe koşularına ve sıkı bir diyete başlamalıyım. hatta yarın başlıyorum. hatta bunları günbegün yazayım gazetelerin kadın ekleri gibi olsun burası: Bu sabah bir dilim ekmeğe 2 damla zeytin yağı, kibrit kutusunun yarısı(vallah üzerine koydum da kestim) kadar yağsız beyaz peynir yedim. Kendimi zinde, hafiflemiş hissettim(nah hissettin. açlıktan miden londra flarmoni orkestrasına döndü)

ps: Bu arada google’da diyet resmi ararken aşağıdaki fazlasıyla gay resmi buldum. bunu koyayım da daha fazla şişmanlarsan bunlara dönersin fikrini zihinaltıma aşılayım:

diyet2lq0

 

İnsanoğlu ne garip değil mi yukarıda bahsettiğimiz acıyı aslında bize bir uyaran olarak gönderiyor. Yani sınırlarımızı bilelim vücudumuzu incitmeyelim diye. Budizm öğretisinde haklı bir şekilde mülkiyetin mutsuzlukların başlangıcı olduğu(Bkz:kola şişesi@/tanrılar çıldırmış olmalı) bilgisiyle birlikte insan vücudunun sırlarını bilmenin ve onu kontrol  etmenin de  öneminin altını çizer. Kendini yakan Budist rahipler örneğindeki gibi. Neyse varmak istediğim nokta aslında bu acının varolmayabileceği. Zaten tıpta böyle örnekler de mevcut. Hereditary Sensory Autonomic Neuropathy altında incelenmekte(paralel bir dünyada nörofizyolojist olmalıyım). Düşünsenize elinize bir şeyler batırıyorsunuz, kesiyorsunuz ve acı yok. Kasaptan aldığınız etten farkı olmuyor. Bu etkiyi morfin ve diğer uyuşturucular da sağlamakta. Kısaca vücut daha fazla arızaya neden olmadan sizi pasif hale getiriyor(hareket edememe, bayılma vs.) Acıyla ilgili güzel bir yazı:

pain in my head

 

Geçen gün otobüste sakallı, leş gibi hacı misi kokan bir amcanın konuşmalarına istemeden de olsa kulak misafiri oldum. Amca doktorların iyileştirme haricinde hastalar üzerinde inceleme yapılmasına(tıp fakültelerinde hastanın rızasıyla eğitim amacıyla ameliyat sırasında hastanın yapılan ameliyata bağlı olarak uzvun işleyişiyle ilgili bilgilendirilmesi amacıyla yapılan işler) amcaya aslında bir yaşam destek ünitesini göstermek. Ahanda bak hastanın kalbi burada masada ama stabil/düzenli durumda yaşam fonksiyonları. Kalpsiz yaşıyor deyip kalbine indirmek lazım gerektiğini düşünüyorum. Amca o oynamalar olmasa senin ya da bir yakınına yapılacak müdahaler Allah kısmet ederse den öteye geçemezdi. Hala ruh var mı zihniyetinden ötürü klonlama yasak ve organ yetmezliği olan insanlar için klonlama yoluyla organ üretilememekte(di mi ama onun da canı var) Bilinçsiz olması için beyin yerine yine eski beyin fonksiyonlarını düzenleyecek(kalp atışı vb gibi) yapılar daha doğmadan önce eklenecek olmasına rağmen. Yani yaşam hakkı zaten olmayan(aynısının tıpkısı var çünkü) bir canlıyı yaşam hakkı olanın yaşamını devam ettirmek için elde imkan varken ”üretememekten” bahsediyorum. Şimdi canice görünen bu fikirler ileride birgün gerçekleşecektir(evet tabi ruh var, şeytan daha melek mi cin mi karar verememiş bir tanrının yarattığı).

organ_nakli
### The End ###

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s