menekşeler de solarmış

 

Yine karanlık bir gece, yine efkar, tek fark artık elimde kalem yerine karşımda monitör var.

 

Eve vardım. İki katlı,ufak bir bahçesi olan bir ev;  öğretmenler sitesi b blok. Etrafta küçük çocuklardan ziyade ununu elemiş eleğini asmış veya hayatlarının ne çabuk geçip gittiğini anlamaya çalışan ve son çeyreklerinde, önceki üç çeyrekte yapamadıklarını  yapmaya çalışan teyze ve amcalar var. Neden bilmiyorum daha o zamanlardan gelen bir kendini kanıtlama, büyük adam olma huyu vardır üzerimde. Hiç unutmam mutfaktan yürüttüğüm kaşık ve çatallarla bahçenin önündeki yolun kenarında bir kuyu açmaya çalışmıştım. Aynı yan komşumuzun arkasında bir kule gibi dönen silindirleri olan bir kamyonla bahçesine açtığı gibi. Okuldan geldiğimde, hafta sonlarında ciddi ciddi kuyu kazardım. Şimdi bile kimi zaman içimde yol kıyısında kuyusunu kazan çocuğu ararım. Ama o küçük çocuk kazdığı kuyuya düşmemek için elini uzattığında elini tutamam, kayar gider ellerimden gözlerimden.  Çocukluğumun özgürlüğünü ararım.

Okuldan sonraki kuyu kazma merasimim akşam yemeğine kadardır. Önceleri  annem de bendeki garipliği sezmiş, ama mahallenin psikiyatr görevindeki teyzeleri reçetelerini yazmıştır: aman canım çocuk o, düzelir. Ama olmadı düzelmedi. Hep bir yanım garip kaldı ve ben o yanımı daha çok sevdim. Mahallede çocuk olmaması beni zorunlu hayvansever yaptı. Şaka canım hayvanları çok severim. Ama ayrılıklarımız hep acı olmuştur. Muhabbet kuşlarımdan birini ayakları tellerde cansız bulmuştum. Ertesi gün bahçemize bir mezar yaptım. Mezar taşı kırık bir mermer parçasına kurşun kalemle yazılmıştı, elveda maviş seni çok özleyeceğim. Diğer kuşum pıtırcık o günden sonra yanıma yaklaşmaz oldu. Sarı turuncu tüyleri her geçen gün soluyordu. O da bir sabah annemin evi havalandırmak için açtığı pencereden, göç mevsimindeki kırlangıç kuşları gibi arkasına hiç bakmadan çıktı gitti.  Annem her sabah camları açardı ve kafesin kapakları hiç kapanmazdı. Kedim Kibar adı gibi kibardı. Aslında babannemin kedisiydi. Külrengi uzun tüyleri vardı. Bir matmazel edasıyla kurum kurum kurulur, babannem haricinde kimseyle muhatap olmazdı. Belki de bu huyuydu beni cezbeden. Bir gece histeri krizine girmiş gibi tutturmuştum onu eve götüreceğim diye. Beni yatıştıramayacaklarını anlayan ev halkı Kibar’ı bir kutuya yerleştirdi. Kibar bu durumdan hiç hoşnut olmamış olacak ki yol boyunca kutuyu tırmakladı durdu. Kutuyu açtığımda iyice yorgun düşmüştü. Çevresine bir bakındı ve evimizdeki yerini hemencecik keşfetti: yemek masasının altı. Kibar geceleri bu masanın altında dolanır, uyurdu. Sabah olunca ilk ve gün boyunca görebildiğim tek işi olan karşıdaki su deposunun yanındaki duvara tüneyip, güneşlenmek ve tüylerini diliyle düzeltmek olurdu. Haliyle çocukluk kediyi alıp bir oyuncak ayı gibi sevip okşamak, sıkmak ister. Ama Kibar’ın bu taraklarda bezi yoktu. Uyandıktan sonra duvarına çıkmadan önce yemek yemekle geçen kısa sürede ne işiniz varsa görecektiniz. Zaten iyice semirmişti. Eh bütün gün duvarın üstünde yalanırsa ne olacaktı ki. Duvarından ilk alma teşebbüsüm başarısız olmuştu.  İkinci sefer daha dikkatli hareket edecektim. Duvarın dibinden yavaşça yaklaştım. Duvarın boyu erişebileceğimden yüksek olduğundan sıçramak zorundaydım. Sıçradım ve gövdesini ıskalayıp kuyruğuna asıldım. Tiz bir çığlık yükseldi ve ardından duvarın arkasına atladı. O günden sonra bir daha görmedim. Kibarın gidişinin üzerinden iki üç hafta geçmişti ki babannem beni çağırdı. Gittiğimde gel bak sana ne göstereceğim diyerek beni kömürlüğe götürdü. Yedi sekiz tane her biri ayrı renkte ve güzellikte yavru  yumak gibi birbirine sokulmuş uyuyorlardı.  Gözlerim sevinçten parlıyordu. Kibar beni  bırakıp gitmişti ama olsun artık bir değil iki değil bir sürü kedim olacaktı. Annem evin içinde istemezdi belki  ama büyüdükten sonra onlara bizim kömürlükte yuva yapacaktım. Hangi kedinin bu yavrular dediğimde, Kibar’ın dedi babannem. Peki Kibar nerede diye sorunca, Kibar’ı kaybettik çocuğum dedi. Çok yorgun düşmüş. Haftalardır karton bir kutuda götürüldüğü evden, evin bencil çocuğunun oyun objesi olmaktan kaçıp babannemin evini aramış. Bulduktan hemen sonra yavrularının güvenli ellerde olmasının rahatlığıyla hayata direnmemiş. Bunları öğrendikten sonra gözlerimdeki sevgiden çok açgözlülükle parlayan ışık söndü beir daha hiç bu duygularla yanmamak üzere. Paraya hiç önem vermez oldum mesela. Kedileri istemedim. Daha sonra hiç kedi istemedim. Bir kedim bile yok anlıyor musun? Hadi gülümse…

Bunun haricinde kesilmek üzere alınıp himayem altına alınan tavuk. Bu borcunu gün aşırı yumurtlayarak ödemiştir. Bir gün ben okuldayken kesildiğinde içinde olgunlaşmakta olan bir yumurta çıkmış. Birkaç hafta yumurta yemedim ondan sonra. Tetanos olduğum zaman bana getirilen siyah bir tavşan vardı. Evimize gelen gidenin siyah tavşanın uğursuzluğu hakkında bitmez tükenmez nasihatlarından mı, tavşanın erişebildiği tüm duvar sıvalarını kemirmesinden mi yoksa konakladığı balkonu bir gübre havuzuna çevirmesinden mi bilinmez o da ayrıldı evimizden, ben yokken. Tetanos demişken ben her yaz bir muzırlık çıkarırdım. Söğüt ağacından düşer kollarımı kırar, sitenin rulo halindeki tellerinde zıplarken parmağa paslı tel batar, ertesi gün parmak mosmor ve kocamandır tetanos olunur ,gelsin iğneler, köpek tarafından ısırılır, kuduz olmaz ama ihtiyat amacıyla gelsin iğneler. Neyse, genelde yalnız haşarı ve genelde hayvanlarla geçen bir çocukluk. Ah unutuyordum dedemin köpeği Duman. Boynunda dikenli bir tasma, sabah saatlerinde ekmek almaya giden bana eskortluk eden Duman, karşıdan gelen beşli onlu köpek sürüsüne gözünü kırpmadan dalan duman, kanlar içinde topallayarak da olsa benle eve dönen duman, ihtiyarladığında uyuz illeti bulaştığında o güzel tüyleri dökülen, merhamet dileyen gözleri, urgana dönmüş haldeki salladığı kuyruğuyla yine başını okşamamı, onunla eskisi gibi konuşmamı bekleyen, onu görmezden geldiğimde çıkardığı iniltiler bugün hala kulaklarımda olan Duman. Hayvan dostlarımı çok sevdim, fakat çok acı çektim.

Menekşe gözlü kızla karşılaştığım zaman beslediğim tek hayvan balıklarımdı. Sarı-şişko ve siyah-tsubasa  Japon balığı ve sürekli cama yapışık duran çöpçü. Eve geldiğimde kendimi kuyumun yanına atmıştım. Ama o da ne kaşık ve çatala sonradan eklediğim kazıcı aletlerim hepsi gitmişti. Gariptir önemsemedim. Bir mühendis titizliğiyle çalışan ben(sonradan mühendis olduğuma şaşmamalı) haftaların emeğini bir kalemde silip atıyordum. Eve girdim. Üst kattaki odama çıktım. Odamda tül perdenin yanındaki döşeğime uzandım. Normal zamanlarda bir futbol topunun içinden çıkan şamreli  karşı duvara atıp yakalamaya çalışırdım. Ah yalnızlık, daha o zamanlardan musallat oldu başıma. Havası biraz inmiş şamreli bir kenara attım. İçimde çok garip bir büyümüşlük hissi, yol kenarına kuyu açanın, top bile olmayan bir şeyi karşı duvara atıp sektirerek oynamanın anlamsızlığına,saçmalığına dair bitmez tükenmez cümleler kuruyordu. Çocukluğumda güçlü şimdilerde körelmiş bir şizofrenik tarafım vardı. Yani bir iç ses ama benim olmayan bir iç ses benimle konuşur genelde tavsiyeler verir, gün içinde yaptığım hataları yüzüme vururdu. İşte şimdi özlem duyduğum bu ses öylesine ciddi ve sakin bir şekilde konuşuyordu ki ilk kez ondan korktuğumu hatırlıyorum.

 Aradan geçen belirsiz bir zamandan sonra annem yemek için çağırıyordu aşağıdan. Yemek yedikten sonra hemen yatmış olmalıyım çünkü ertesi gün okula gittiğimde hiçbir ödevimi yapmamış durumdaydım. Çalışkan bir öğrenci  ve o güne dek ödev aksatmayan benim tüm ödevlerimi yapmamış olmam öğretmenimin de gözünden kaçmamıştı. Hasta olup olmadığımı sordu. Hastayım dedim. Gerçekten de hastaydım neler oluyordu bana böyle ?

Teneffüslerdeki elim sende, yerden yüksek, futbol, ağaca tırmanma olimpiyatları ilgimi çekmiyordu. Bahçenin tam ortasındaki Atatürk büstünün mermer taşlarında oyuncak arabalarıyla oynayanların yanında, gözlerim menekşe gözlü kızın penceresindeydi. Adı neydi  acaba. O saatte evde olduğuna göre sabahçı olmalıydı. Evi de okulun yanında olduğuna göre bizim okulda okuyor olmalıydı. Ama ya hasta olduğu için o gün okula gitmeyen bir öğrenci ise ve o zamanın elit kesimlerini çeken Namık Kemal veya başka bir okula gidiyorsa? Tek bir yol evlerine gidip kapıyı çalmaktı.

Ama yapamadım. Günlerim o pencereyi izlemekle geçti. Saksıdaki çiçekler giderek soldu. Ve bir gün soğuk bir pazartesi sabahı elimde simitle büstün etrafında istiklal marşı ve andımızı okuyacak kalabalığa karıştığımda, başımı çevirerek günlerdir, haftalardır tüm kıvrımlarını ezberlediğim pencereye doğru yeni bir umutsuz bakış attım. Pencerede bir şeyler değişmişti. Tül perde yoktu, odada hiçbir şey yoktu. Gitmişlerdi. O an umutsuzluğum ıstıraba dönüştü. Koşarak kalabalıktan ayrıldım okulun kapısından çıkarak eski Rum evinin giriş kapısına yöneldim. Çıldırmışçasına 3 ayrı zile de basıyordum.  Oysa çocukluğun saflığı, vebal kabul etmez yapısı, o kapıyı çok daha önce çalmış olmam gerektiği gerçeği hepsi her an farklı dozlarda kanıma karışıyordu sanki. Birinci kattaki pencerelerden biri açıldı ve kalın gözlüklü saçlarına yer yer ak düşmüş kemikli yüzlü bir teyze,  noldu çocum, kimi arıyorsun, niye basıyorsun öyle zillere diye söylenmeye başladı. Teyze bu ikinci kattaki arkadaşıma bakmıştım. -Kime Yağmur a mı? Onlar taşındı çocum İstanbul’a. Niye taşındılar ki? Çocum yağmur hastaydı biliyorsun. Ne güzel de kız halbuki(bu kısmı kendi kendine söyleniyordu).babası daha iyi bakabilmek için İstanbul’a   götürdü onları.

Hastalığını sormadım. Evet, güzel kızdı Yağmur. Ama yağmurdan ziyade yağmur sonrası gibiydi; ferah ve duru. Zamanda geriye gidip, o zile daha önce basmak için neler vermezdim. Şimdi ise nerede olduğunu, hatta olup olmadığını bile bilmiyorum. Ama bildiğim penceredeki iki menekşe gözün  sadece bana ait olduğu, hep benimle yaşayacağı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s